إنما التوبة على الله للذين يعملون السوء بجهالة ثم يتوبون من قريب فأولئك يتوب الله عليهم · وليست التوبة للذين يعملون السيئات حتى إذا حضر أحدهم الموت قال إني تبت الآن
İnneme't-tevbetü alallâhi lillezîne ya'melûne's-sûe bi-cehâletin sümme yetûbûne min karîbin fe-ülâike yetûbullâhu aleyhim, ve kânallâhu alîmen hakîmâ · Ve leyseti't-tevbetü lillezîne ya'melûne's-seyyiâti hattâ izâ hadara ehadehümü'l-mevtü kāle innî tübtü'l-âne ve le'llezîne yemûtûne ve hüm küffâr, ülâike a'tednâ lehüm azâben elîmâ
"Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeyerek kötülük yapıp sonra kısa süre içinde tevbe edenlerinkidir. İşte Allah onların tevbesini kabul eder. Yoksa kötülükleri işleyip dururken, ölüm gelip çattığında 'işte şimdi tevbe ettim' diyenin tevbesi tevbe değildir; kâfir olarak ölenlerinki de. İşte onlara acıklı bir azap hazırlamışızdır."
On yedinci ayet tevbenin kabul edildiği durumu, on sekizinci ayet edilmediği durumu tarif ediyor. İkisi bir çift oluşturuyor.
| 17 | 18 | |
|---|---|---|
| Fiil | Ya'melûne's-sû' — tekil, cins isim | Ya'melûne's-seyyiât — çoğul |
| Nitelik | Bi-cehâle — bilgisizlikle | Nitelik yok |
| Zaman | Min karîb — yakından, kısa sürede | Hattâ izâ hadara ehadehümü'l-mevt — ölüm gelene kadar |
| Söz | — | İnnî tübtü'l-âne — "işte şimdi tevbe ettim" |
ج-ه-ل kökü. Ve dilcilerin kaydettiği ayrım kaydedilmelidir: cehl, yalnız "bilgisizlik" değildir; duygunun aklı bastırması, taşkınlık, düşünmeden davranma anlamını da taşır. Cahiliye kelimesi de bu ikinci anlamla açıklanır.
Bu, ayetin anlaşılması için gereklidir. Eğer cehâlet yalnız "bilmemek" olsaydı, bilerek günah işleyenin tevbesi kapanmış olurdu — ve bu, Kur'an'ın başka ayetleriyle bağdaşmaz (Zümer 39/53; Zümer'de işlendi).
| Görüş | Cehâlet ne |
|---|---|
| 1 | Hükmü bilmemek, farkında olmamak |
| 2 | Sonucunu hesaplamadan, anlık bir taşkınlıkla davranmak — bilse de |
İkinci görüş klasik tefsirlerde yaygın olarak nakledilir ve kökün anlam ailesiyle uyumludur. Tercih dayatmıyorum.
Ve on sekizinci ayet, bu yakınlığın sınırını gösteriyor: ölümün gelmesi. Yani ölçü bir takvim değil, bir imkândır: tevbe, hâlâ bir şey yapılabilecekken yapılan şeydir.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: reddedilen şey tevbenin muhtevası değil, zamanıdır. Ve zamanı bildiren kelime, cümlenin içine konuyor. Yani ayet, sözü aktarırken sözün kusurunu da aynı cümlenin içinde gösteriyor.
Bu iki ayetten "belli bir günahtan sonra tevbe kapısı kapanır" gibi bir sonuç çıkmaz ve bu açıkça yazılmalıdır.
Bir. On yedinci ayetin fiili ya'melûne's-sû' — cins isimdir ve bir günah türü belirtmez. İki. On sekizinci ayette reddedilen şey, ölüm anına ertelenmiş tevbedir; erken yapılan tevbeye bir sınır konmuyor. Üç. Kur'an başka yerde tevbe kapısını genişçe açık tutar (Zümer 39/53). İki ayet arasında bir çelişki kurulamaz.
Ve bir kayıt daha: bu ayetlerden hiç kimse hakkında hüküm çıkarılamaz. Bir insanın tevbesinin hangi kategoriye girdiği, insanın bilgisi dışındadır. Ayetin işlevi bir teşhis aracı değil, bir zamanlama uyarısıdır.