Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Mâide 11. ayet

Kur'an · 5. sûre: Mâide · 11. ayet

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

5/11

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُوٓا۟ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ

Yâ eyyühe'llezîne âmenü'zkürû ni'meta'llâhi aleyküm iz hemme kavmün en yebsutû ileyküm eydiyehüm fe-keffe eydiyehüm anküm · Vetteku'llâh · Ve ala'llâhi fe'l-yetevekkeli'l-mü'minûn

"Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de O, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan sakının; müminler yalnız Allah'a dayansın."

Bir hatırlatma, ama adsız

Ayet somut bir olaya işaret ediyor ama hiçbir ad vermiyor: ne topluluğun adı, ne yer, ne zaman. Kavmün — belirsiz.

Klasik tefsirlerde bu ayetin nüzul sebebi olarak birkaç ayrı olay nakledilir ve bunlar birbirinden farklıdır. Hiçbirini kesin bilgi olarak aktarmıyorum ve kişi/kabile adı vermiyorum. Metnin kendisi ad vermediği için, bu bölüm de vermiyor.

يَبْسُطُوٓا۟ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ — el uzatmak

ب-س-ط kökü Şûrâ, İsrâ ve Mümtehine'de işlendi: yaymak, açmak, genişletmek. Bisât — yaygı; bast — açma.

Ve "el uzatmak" (bast-ı yed) terkibi Arapçada bir deyimdir; iki zıt yönde kullanılır:

KullanımAnlam
OlumluCömertlik, ikram — el açmak (Mâide 5/64'te: bel yedâhü mebsûtatân)
OlumsuzSaldırı, zarar verme — el uzatmak

Burada olumsuz anlam kullanılıyor; ve aynı kök, aynı sûrenin 64. ayetinde olumlu anlamda gelecek. Ayrıca 5/28'de Âdem'in oğlunun cümlesinde de aynı kök geçecek: le-in besatte ileyye yedeke li-taktülenî. Sûre içinde izlenebilir bir kelime hattıdır ve üç yerde de anlam bağlama göre değişir.

كَفَّ — kök ك-ف-ف: bir şeyi tutmak, geri çekmek, engellemek. Keff — avuç içi (bir şeyi tutan). Yani "elleri çekti" ifadesinde, çeken şey de bir el kelimesiyle akrabadır.

هَمَّ — kök ه-م-م: bir işe niyetlenmek, içinden geçirmek; kastetmek. Ayet fiili gerçekleşmiş olarak değil, niyet aşamasında anlatıyor. Yani anlatılan şey, olan bir şey değil, olmayan bir şeydir.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı fiilin seçimidir: hatırlatılan nimet, başa gelen bir iyilik değil, başa gelmeyen bir kötülüktür. Bu, nimet kavramının genişletilmesidir: olmadığı için fark edilmeyen şeyler de nimet sayılıyor.

وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَو-ك-ل kökü Talâk 65/3 ve Zümer'de işlendi: bir işi başkasına havale etmek, vekil kılmak. Tevekkül V. bâbdadır: kendini vekilin eline bırakmak. Oraya dayanıyorum.

Dizim: ala'llâhi öne alınmış — tahsis. "Allah'a dayansınlar" değil, "yalnız Allah'a dayansınlar".


Mâide sûresinin tamamı