وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ · وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Vaada'llâhu'llezîne âmenû ve amilü's-sâlihâti lehüm mağfiratün ve ecrun azîm · Ve'llezîne keferû ve kezzebû bi-âyâtinâ ülâike ashâbü'l-cahîm
"Allah, iman edip iyi işler yapanlara vaad etmiştir: onlar için bağışlanma ve büyük bir karşılık vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise cehennemin halkıdır."
Uzun bir hüküm bloğu (1-8) burada iki kısa ayetle kapanıyor. Bu, Kur'an'ın hüküm bölümlerinde tekrarlanan bir yapıdır: düzenlemeler sıralanır, sonra iki tarafın âkıbeti kısaca anılır ve blok kapanır.
| 5/9 | 5/10 | |
|---|---|---|
| Fiil | Vaada'llâh — vaad var | Vaad yok |
| Yapı | Fiil cümlesi, fâil Allah | İsim cümlesi, ülâike ile işaret |
| Sonuç | Mağfiratün ve ecrun azîm | Ashâbü'l-cahîm |
İyilik tarafında "Allah vaad etti" deniyor; kötülük tarafında böyle bir fiil kullanılmıyor — sonuç bir tespit olarak konuyor. Bu ayrım Kur'an'da yaygındır: vaad kelimesi rahmet tarafına ait kılınır.
أَصْحَٰب — kök ص-ح-ب: arkadaşlık, beraberlik, bir şeye eşlik etme. Sâhib — yol arkadaşı. Ashâbü'l-cahîm terkibi, kelimenin tam anlamıyla "cehennemin yoldaşları" demektir — bir yere hapsedilenler değil, ona eşlik edenler.
جَحِيم — kök ج-ح-م: ateşin şiddetle tutuşması, korun kızarması. Cahîm — alevi yükselmiş, kızgın ateş. Kelime Tekâsür ve Şuarâ'de geçti.