يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحَرِّمُوا۟ طَيِّبَٰتِ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟
"Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiilin öznesidir: yasağın muhatabı helâl olanı kendine yasaklayandır. Yani ayet, gevşekliği değil aşırı sıkılığı hedefliyor.
Ve iki fiil aynı cümlede birleştiriliyor: lâ tuharrimû ve lâ ta'tedû. Yani helâli daraltmak da bir i'tidâ, bir haddi aşma sayılıyor.
ع-د-و kökü: sınırı geçmek, tecavüz etmek. Kelime bu sûrede daha önce düşmanlık (adâvet) anlamıyla geçmişti (5/64, 5/82).
Aynı çizgi A'râf 7/31-32'de (kul men harrame zînetellâhi'lletî ahrace li-ibâdih) ve Tahrîm 66/1'de (lime tuharrimü mâ ehallallâhu lek) işlendi; oraya dayanıyorum.
وَكُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلًا طَيِّبًا (88) — ve iki kayıt birlikte: halâlen (hükmen serbest) ve tayyiben (kendisi temiz/hoş).