A'râf 50-51. ayetler

Kur'an · 7. sûre: A'râf · 50-51. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

7/50-51

وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا۟ عَلَيْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ · ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا فَٱلْيَوْمَ نَنسَىٰهُمْ كَمَا نَسُوا۟ لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هَٰذَا وَمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ

Ve nâdâ ashâbü'n-nâri ashâbe'l-cenneti en efîdû aleynâ mine'l-mâi ev mimmâ razakakümüllâh, kālû innallâhe harramehümâ ale'l-kâfirîn · Ellezîne'ttehazû dînehüm lehven ve leiben ve ğarrathümü'l-hayâtü'd-dünyâ, fe'l-yevme nensâhüm kemâ nesû likāe yevmihim hâzâ ve mâ kânû bi-âyâtinâ yechadûn

"Ateş ehli, cennet ehline seslenir: 'Sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan bize de akıtın.' Onlar da: 'Allah bu ikisini kâfirlere haram kıldı' derler. · Onlar ki dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler, dünya hayatı da onları aldattı. İşte bugün biz de onları unutuyoruz — tıpkı onların bu günle karşılaşmayı unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi."

Dördüncü sesleniş — sahnenin sayımı

Bu bölümde nidâ (seslenme) dört kez geçiyor ve dördü de ayrı bir yönden geliyor. Bu, sayılabilir bir veridir:

#AyetSeslenenMuhatapNe söyleniyor
144Cennet ehliAteş ehliKad vecednâ mâ veadenâ rabbünâ hakkā — doğrulama sorusu
246A'râf ehliCennet ehliSelâmün aleyküm — selâm
348A'râf ehliKibirlenenlerMâ ağnâ anküm cem'uküm — hesap sorusu
450Ateş ehliCennet ehliEfîdû aleynâ — istek

Dört sesleniş, üç ayrı taraf. Ve dizinin yönü kaydedilmeye değer: ilk üçü yukarıdan aşağı ya da yandan, dördüncüsü aşağıdan yukarı.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı dört ayetin özneleridir: bölüm boyunca konuşma tek yönlü değil. Ama tek bir şey hiç değişmiyor: hiçbir seslenişte muhatap, seslenenin istediğini vermiyor. Kırk dördüncü ayette cevap "evet" ama ardından lânet geliyor; ellinci ayette cevap doğrudan bir ret.

أَفِيضُوا۟ — kökün resmi

ف-ي-ض kökü: bir kabın dolup taşması, taşan şeyin akması. Fâda'l-mâü — su taştı. Efâda (IV. bâb) — taşırmak, akıtmak, dökmek.

Kelimenin seçimi kaydedilmeye değer ve bu bir dizim gözlemidir: istenen şey "verin" (a'tûnâ) değil, "akıtın"dır. Yani istek, verilecek şeyin bol olduğu varsayımına dayanıyor — taşan bir şeyden bir miktar isteniyor.

Ve aynı kök Kur'an'da hac bahsinde de kullanılır (sümme efîdû min haysü efâda'n-nâs — Bakara 2/199) — orada insanların bir yerden akıp gelmesi anlatılır. Kökün resmi ikisinde de aynı: bir kütlenin akması.

إِنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

Cevabın kuruluşu kaydedilmelidir: cennet ehli "vermeyiz" demiyor. Cümlenin öznesi kendileri değil: innallâhe harramehümâ — haram kılan Allah'tır.

Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ret, kişisel bir tutum olarak değil, bir hüküm bildirimi olarak veriliyor. Ve bu, kırk üçüncü ayetle uyumludur: orada cennet ehlinin göğsünden ğıll (kin) çıkarılmıştı. Kin çıkarılmış bir topluluğun ağzında ret, ancak böyle kurulabilir.

Ve hümâ (ikisi) zamiri kaydedilmelidir: istenen iki şeydi — su ve rızık; ret de ikisine birden.

لَهْوًا وَلَعِبًا — dinin ne yapıldığı

ل-ه-و kökü: oyalanmak, asıl işten alıkoyan şeyle meşgul olmak. ل-ع-ب kökü: oyun, ciddiyetsiz uğraş.

İki kelimenin farkı dilcilerce şöyle verilir: la'ib kendi başına amaçsız bir uğraş, lehv ise insanı asıl işinden alıkoyan şeydir. Yani biri işin kendisine, öteki sonucuna bakar.

Ve dizim kaydedilmelidir: ittehazû dînehüm lehven ve leibâ — terkedilen şey din değil, dinin kendisi oyuna çevrilmiş.

KurulabilirdiKurulan
Terekû dînehüm — dinlerini bıraktılarİttehazû dînehüm lehven ve leibâ — dinlerini oyun edindiler

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı fiilin nesnesidir: ayet, dinin terkedilmesini değil, elde tutulup içinin boşaltılmasını anlatıyor. Din yerinde duruyor; işlevi değişmiş.

Ve bu, Bakara'de birçok yerde kaydedilen örüntünün aynısıdır: biçim korunuyor, işlev boşaltılıyor. Oraya dayanıyorum.

Aynı terkip A'râf'ta bir kez daha, otuz birinci ayette işlenen zînet bahsiyle karşılaştırılabilir: orada helâl kılınmış şeyin haram sayılması, burada ciddi olan şeyin oyuna çevrilmesi. İki yanlış, ters yönlerde.

فَٱلْيَوْمَ نَنسَىٰهُمْ كَمَا نَسُوا۟ — mukabele ve bir tenzih kaydı

Cümle kemâ ile kuruluyor: karşılık, suçun kendi diliyle adlandırılıyor.

Ve fiilin Allah'a nispetinde bir tenzih kaydı gerekir. Bu kayıt Tevbe 9/67'de (nesullâhe fe-nesiyehüm) konmuştu ve oraya dayanıyorum: Kur'an'ın kendisi ve mâ kâne rabbüke nesiyyâ (Meryem 19/64) der. Bu yüzden buradaki nensâhüm, dilcilerin ve müfessirlerin ortak kaydına göre kökün ikinci anlamıyla — terk etme, ilgilenmeme, hesaba katmama — açıklanır. Tekrarlamıyorum.

Buraya ait olan, unutulan şeyin adıdır: likāe yevmihim hâzâ — "bu günleriyle karşılaşmayı". Yani unutulan şey bir bilgi değil, bir randevudur.


Bu bölümde çözümlenen kökler

ل-ه-ول-ع-ب

A'râf sûresinin tamamı →