جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا
جَزَآءً — karşılık. Yirmi altıncı ayette de aynı kelime vardı: cezâen vifâkā. Yani sûre iki grubun akıbetini de "karşılık" diye adlandırıyor.
Bir — kaynak belirtiliyor. Ceza tarafında bu kayıt yoktu. Yukarıda kaydedildiği gibi bu bir asimetridir: mükâfat, kimden geldiği söylenerek verilir.
İki — hitap değişiyor. Sûre bu noktaya kadar "siz" ya da "onlar" diyordu. Burada birden "Rabbin" deniyor — yani tekil bir muhataba, Peygamber'e.
Bu, iltifattır ve Kâria bölümünde işlenmişti. Buradaki işlevi şudur: uzun bir sahnenin ortasında anlatım durur ve doğrudan bir kişiye dönülür. Sahne, o kişinin gözünden onaylanmış olur.
Ayrıca رَبّ isminin seçilmesi anlamlıdır. Fâtiha bölümünde kaydedildiği gibi, Rabb sahiplik ile yetiştirmeyi birlikte taşır. Yani verilen şey bir ödül değil, bir bakım ilişkisinin sonucu olarak sunuluyor.
| جَزَاء | عَطَاء | |
|---|---|---|
| Ne | Hak edilenin ödenmesi | Karşılıksız verilen |
| Ölçüsü | Yapılan işe göre | Verenin cömertliğine göre |
| Alacaklılık | Var | Yok |
Müfessirlerin bu birleşmeyi açıklama biçimi şudur: amel karşılıktan bir pay hak eder, ama verilen şey hak edilenin çok üzerindedir. Yani karşılık olarak başlar, bağış olarak biter.
Ve bu, En'âm 6/160'ta kurulan denklemin aynısıdır: "Kim bir iyilik getirirse ona on katı vardır; kim bir kötülük getirirse ancak dengiyle cezalandırılır."
Ceza tarafında tek kelime, mükâfat tarafında iki kelime. Adalet iki tarafta da işliyor; ihsan tek tarafta.
Hümeze bölümünde bu kökün iki fiil taşıdığı kaydedilmişti: hasebe (saydı) ve hasibe (sandı). Şimdi üçüncü bir kanat ekleniyor:
"Allah bize yeter; O ne güzel vekildir." (Âl-i İmrân 3/173 — hasbüne'llâh)
"Kim Allah'a tevekkül ederse, O ona yeter." (Talâk 65/3 — fe-hüve hasbüh)
"Sana Allah yeter." (Enfâl 8/62, 64 — hasbüke'llâh)
| Görüş | İzah | Dayanağı |
|---|---|---|
| Yeterli, bol | Hisâb burada "yetecek kadar, doyurucu" anlamındadır | Kökün hasb kanadı; ayrıca atâ' (bağış) kelimesiyle uyumlu — bağış hesapla değil, bolca verilir |
| Hesaba göre | Verilen şey amelin karşılığı olarak hesaplanmıştır | Kökün hisâb kanadı; ayetteki cezâ' kelimesiyle uyumlu |
| Hesapsız | Bir görüşte kelime "hesaba sığmayan" anlamına çekilir | Zayıf; kelimenin lafzı bunu vermiyor |
Birinci ve ikinci görüşler ciddiye alınmaya değer ve ilginç olan şudur: birbirinin tam karşıtıdırlar. Biri "ölçülmüş" diyor, diğeri "yeterince, bolca" diyor.
Ben bir tercih dayatmıyorum. Ama şunu kaydediyorum: ayet iki kelimeyi (cezâ' ve atâ') yan yana koyduğu için, üçüncü kelimenin de iki yönü birden taşıyabilmesi metnin dengesine uyar. Karşılık tarafı hesabı, bağış tarafı yeterliliği gerektirir.
| Ayet | İfade | Kime |
|---|---|---|
| 78/27 | kânû lâ yercûne حِسَابًا | Azgınlar — hesap ummuyorlardı |
| 78/36 | atâen حِسَابًا | Muttakîler — hesaplı/yeterli bağış |
Hesabı ummayanın karşılığı, ummadığı hesaptır. Hesabı umanın karşılığı ise hesabın ötesine geçen bir bağıştır.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; kelime tekrarı doğrulanabilir bir veridir. Bağın kurduğu anlam ise benim okumamdır.