فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ · وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ ٱلْقُرْءَانُ لَا يَسْجُدُونَ ۩
Fe-mâ lehüm lâ yü'minûn · Ve izâ kurie aleyhimü'l-Kur'ânü lâ yescüdûn "Öyleyse onlara ne oluyor da inanmıyorlar? Kendilerine Kur'an okunduğunda secde etmiyorlar?"
Arapçada مَا لَـ + zamir kalıbı, bir davranışın sebebini sorar ve genellikle şaşkınlık bildirir. Türkçedeki "ne oluyor bunlara?" ya da "ne var ki bunlarda?" gibi.
Kur'an bu kalıbı birkaç yerde kullanır: "Onlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?" (Müddessir 74/49).
Soru bilgi sorusu değil, itiraz sorusudur. Sorulan şey "sebep nedir" değil; söylenen şey "hiçbir sebep yok"tur. Ondokuz ayet boyunca deliller sıralandı; ayet artık inkârın gerekçesizliğini soruyla ilan ediyor.
Dikkat edin: on dokuzuncu ayette hitap ikinci şahıstı (le-terkebunne — "siz bineceksiniz"). Yirminci ayette birden üçüncü şahsa dönüyor (lehüm — "onlara").
Bu, bu tefsirde birkaç kez işlenen iltifat (hitabın yön değiştirmesi) üslubudur. Buradaki işlevi belirgin: muhatap, konuşulan taraftan konu edilen tarafa itiliyor. Yüzüne söylenen söz, arkasından söylenen söze dönüşüyor.
Kök: ق-ر-أ. Bu kök Alak sûresi bölümünde işlendi; kökün anlam alanı ve Kur'ân kelimesinin bu kökten türeyişi orada ele alındığı için tekrarlamıyorum.
Bu tercihin işlevi şu: mesele okuyanın kimliği değil. Kim okursa okusun, okunan şeyin karşısındaki tavır aynı. Metin, okuyucudan bağımsız olarak muhatabın karşısında duruyor.
Ve buradaki secde beklentisi çok önemlidir. Ayet "iman etmiyorlar" dedikten hemen sonra "secde etmiyorlar" diyor. İkisi arka arkaya konmuş.
Sûre bu karşıtlığı hiçbir yerde açıkça söylemiyor. Ama kurduğu şey açıktır: kâinatın verdiği cevabı insan vermiyor.
Ve dil düzeyinde bir ayrıntı daha var. İkinci ayetteki fiil أَذِنَتْ — kökü üzün (kulak). Yirmi birinci ayette Kur'an okunuyor (kulağa geliyor) ve karşılık gelmiyor. Aynı organ, iki farklı sonuç.
Dayanağı, hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerdir: Peygamber'in "İzâ's-semâü'nşakkat" sûresinde secde ettiği nakledilir. Bu rivayet sahih hadis kaynaklarında bulunur; râvi ve tam metin konusunda kesin bir nispet vermek yerine, rivayetin varlığını kaydetmekle yetiniyorum.
| Konum | Görüş |
|---|---|
| Tilâvet secdesinin hükmü | Bir kısım fakihe göre vâcip, çoğunluğa göre sünnet/mendup sayılır |
| Bu ayetin secde ayetlerinden sayılıp sayılmadığı | Kur'an'daki secde ayetlerinin sayısında (on dört mü, on beş mi) ihtilaf vardır. Mufassal sûrelerdeki secdeleri saymayan bir görüş de klasik literatürde nakledilir; bu görüşe göre İnşikâk'ta tilâvet secdesi yoktur |
Ayrıntılı mezhep nispetlerini vermiyorum, çünkü kesin veremeyeceğim yerde isim zikretmemek bu tefsirin kuralıdır.
Ama şu edebî nokta fıkhî tartışmadan bağımsızdır: ayet, secde etmemeyi kınıyor; okuyucu ise o ayeti okurken secde ediyor. Yani ayetin kınadığı davranışın tam tersi, ayetin okunmasıyla birlikte fiilen gerçekleşiyor. Metin, eleştirdiği boşluğu okuyucusuna doldurtuyor.