إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
Batş: bir şeyi şiddetle ve sertçe kavramak, üzerine atılıp yakalamak. Kelime elin hareketini anlatır — pençeleme, kapma, tutup bırakmamak.
1. Ani olma — yavaş bir kuşatma değil, bir hamle. 2. Sertlik — nazik değil. 3. Bırakmama — kavrandıktan sonra kurtuluş yok.
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ "Ve yakaladığınızda, zorbalar gibi yakalıyorsunuz." (Şuarâ 26/130)
| Şuarâ 26/130 | Bürûc 85/12 | |
|---|---|---|
| Kim | İnsanlar (zorbalar) | Rab |
| Fiil | بَطَشْتُم | بَطْشَ رَبِّكَ |
| Nitelik | cebbârîn — zorbaca | şedîd — şiddetli |
Aynı kelime, iki taraf. Sûrenin anlattığı topluluk batş sahibiydi: insanları kavradı, hendeğe attı. Ayet, aynı kelimeyi Allah için kullanıyor.
Bu, sûrenin dördüncü ve onuncu ayetlerinde gördüğümüz yöntemin devamıdır: hüküm, suçun diliyle bildiriliyor. Öldürenlere kutile, yakanlara harîk, kavrayanlara batş.
Fîl sûresi bölümünde bu hitap üzerinde durulmuştu; oradaki tespit şuydu: rabbüke ifadesi, erken Mekke sûrelerinde Peygamber'e destek verilen yerlerde yoğunlaşır ve bir güven cümlesi kurar.
Burada aynı işlevdedir ve daha da yerindedir. Sûre bir zulüm anlatıyor ve zulmün karşısında hiçbir dünyevî güç yok. Cümle "Allah'ın yakalaması şiddetlidir" demiyor; "senin Rabbinin" diyor.
Yani hitap edilen kişiye — o sırada Mekke'de güçsüz olan Peygamber'e — ait bir ilişki üzerinden konuşuluyor.
Arapçada bu ikisinin birlikte gelmesi, cümleyi en üst kesinlik derecesine çıkarır ve genellikle inkâr eden bir muhataba karşı kullanılır.
Ve bu, üçüncü ayetteki yeminlerin cevabı olduğu görüşünü destekleyen gramer verisidir: yemin cevapları tam olarak bu kalıpla gelir.